Tarafsız spiker, kötü tercüman

Tam da Başbakan Bülent Ecevit Nice’te Avrupalı liderlerle biraradayken Genelkurmay’ın Kürtçe TV ve “ilgili” birtakım konularda tavır ilân edişi, genel olarak medyada iyi karşılanmadı. Ordudan gelen tavırları her zaman “paşadan zehir zemberek sözler”, “askerden tokat gibi cevap” türü klişelerle sunan basın, bu defa “asker görüşünü açıkladı” nesnelliğiyle hepimizi şaşırttı. Hattâ açıklamayı izleyen birkaç gün boyunca, çeşitli köşeyazarları genelkurmayı doğrudan eleştirdiler.

Biz de Medyakronik’te, “Bu sefer spiker tarafsız” yorumunu yaptık, bu genel manzaraya dair.

Ancak medyanın genelkurmayın tutumuna ilişkin eleştirisinde ana unsur, bu açıklamanın zamanlamasıydı. Böyle bir açıklamanın, başbakan da “oradayken”, ele güne karşı “bizi” zor duruma soktuğundan yakınılıyordu.

Peki, ne demişti genelkurmay? Bunun hiç mi önemi yoktu?

Aslında çok ama çok önemi vardı. Çünkü genelkurmayın o açıklamasındaki yaklaşıma göre, neredeyse Türkiye’nin AB üyesi olması imkânsızdı.

Bu konuya, açıklamanın üstünden üç gün geçtikten sonra, hâlâ hiçbir gazeteci cesaretle girebilmiş değil. Basın, genelkurmayın açıklamasını topluma “tercüme etmemeye” kararlı görünüyor.

Genel tutumu bozan tek kişi, bir gazeteci değil, tecrübeli bir eski diplomat: Milliyet’te köşe sahibi emekli büyükelçi Şükrü Elekdağ.

Elekdağ, 11 Aralık’taki yazısına şöyle başladı:

“Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayımlanan "2000 Yılı İç Güvenlik Değerlendirmesi" adlı belgenin açıklanmasındaki zamanlamanın, devletimizin bu saygın kurumuna yakışan sağduyu ve sorumlulukla bağdaştığı söylenebilir mi?
PKK ile mücadeleyi değerlendiren ve bu konuda izlenecek strateji hakkında bilgi veren bu belgede, AB'nin ülkemize üyelik için ileri sürdüğü şartlardan bazılarına Silahlı Kuvvetler'ce karşı çıkıldığı da vurgulanıyor. Bu niteliği dolayısıyla, belgenin, tam Başbakan Ecevit'in AB'nin Nice zirvesine katıldığı sırada açıklanmış olmasının, Sayın Ecevit'i güç bir duruma düşürmesinin yanında, Türkiye'ye askeri vesayet altında bir ülke imajı kazandırdığı da tartışılmaz bir gerçek.”

Şükrü Elekdağ, Avrupalı devletlerin bu durumu, “askerî kesimin kendini üstün bir ortağı saydığı sivil yönetimi "by - pass" ederek kaygı duyduğu konularda AB'ye doğrudan mesaj vermek istediği şeklinde yorumlayabileceğine” dikkat çektikten sonra, “bu gibi durumlar”ın, “hem hükümetimizin hem de Silahlı Kuvvetlerimizin kamuoyu gözünde yıpranmalarına ve itibarlarını yitirmelerine yol açtığını” hatırlatıyor.

Ve basının “tercüme”den kaçındığı “maksadı” açıkça ortaya koyuyor: “Genelkurmay belgesinin ilginç yönü, Türkiye'nin AB'ye girmesinin ülkemizin ulusal birliği ve bütünlüğü açısından felaketli sonuçlara yol açacağı gibi bir varsayım üzerine bina edilmiş olmasıdır.”

Elekdağ, görüşüne sadece genelkurmayın sözkonusu açıklamasını değil, “Millî Güvenlik Kurulu'na katılan bir orgeneralimizle” üç hafta önce yaptığı görüşmeyi de dayanak yapıyor:

“Muhatabım, şunları söylemişti:

“Türkiye, bu düşük eğitim ve gelir düzeyi, bu hasta sosyal yapı, bu soygun düzeni ve çoğu sorumluluk bilincinden mahrum siyasetçilerle, AB'ye gireceğim diye Kürtlerin kimliklerini tanır ve onlara ana dilde radyo/TV yayını hakkını verirse, ülkemizdeki diğer etnik gruplara da aynı şeyleri verme durumunda kalır. Bu durumda, Türkiye kendi elleriyle etnik bazda siyasi ayrılıkçıhareketleri teşvik etmiş olur ve sonuçta ülkemiz Yugoslavya'ya döner. Esasen, akademisyenlere yaptırdığımız bilimsel bir araştırma da bu görüşlerimizi teyit ediyor..."

Ne dersiniz? Sizce burada bütün gazetelerin belki de birkaç gün boyunca manşetten izlemesi, ilgilileri sıkıştırması, açık konuşmaya zorlaması, sonra da bunları bize aktarması gereken bir vaziyet yok mu?

Olduğuna hoş bir kanıt, MHP’ye yakın haftalık Kurultay gazetesinin 11 Aralık’taki sürmanşeti: “Genelkurmay, haddini aşanlara hadlerini bildirdi – Aldınız mı mesajı?”

Aldılar mı bilemiyoruz. Aldılarsa da çekmeceye saklamış olmalılar.

(Şükrü Elekdağ’ın yazısına ulaşabilmek için: “Asker ve AB”… (11 Aralık 2000)