Cıvaoğlu haklıysa
devlet ve basın yalancı

 

Güneri Cıvaoğlu, yaklaşık 20 insanın öldüğü cezaevi operasyonları gününün ertesinde (20 Aralık), birkaç haftadır yaşadığımız her şeyi yeniden anlamlandırmamızı gerektirecek bir yazı yazdı. Tabiî bu anlamlandırma gereği, Cıvaoğlu’nun yazdıkları doğruysa ortaya çıkıyor.

Cıvaoğlu, Kıbrıs çıkarmasına “Barış Harekâtı” adı veren Ecevit’in aynı mantıkla bu operasyonu “Hayata Dönüş Operasyonu” diye adlandırdığına dikkat çekti, 10 yıldır “gerekli siyasî kararlılık” gösterilemediği için girilemeyen cezaevlerine devletin girmesini sağlayan bu operasyonu ancak “cesur ve kararlı bir başbakanın” başlatabileceğini, Mehmet Ağar’ın sözlerini de aktararak vurguladı.

Ardından, ölüm orucundaki mahkûmlarla görüşmelere imkân verilmesini, adalet bakanının F tipi cezaevlerinin ertelendiği yollu açıklamalarını, Ecevit’in annelere babalara seslenerek “çocuklarının ölmesini önlemelerini” istemiş oluşunu… hep, bir kamuoyu yaratma çalışmasının unsurları olarak niteledi Cıvaoğlu. Ona göre, “artık başka çare kalmayınca müdahale edildiğinin resmi çizildi”.

Olan bitene devletin imajının sarsılmaması ve kamuoyu gözünde devletin rencide edilmemesi dışında herhangi bir şeye önem vermeksizin baktığı pek açık olan Milliyet köşeyazarı, içişleri bakanının operasyonlar için bir yıldır hazırlık yapıldığı yollu sözlerini de söylediklerinin dayanağı yaptı.

Cıvaoğlu şüphesiz bundan sonrasıyla da aynı açıdan ilgileniyor. Çeşitli ülkelerden gelecek gözlem heyetleri “müdahalenin insanî ölçütler dikkate alarak gerçekleştirildiğini görmeliler”, diyor. Yani öyle göstermeliyiz, demek istiyor.

Öyle görünüyor ki, 19 Aralık’ta kaç insanın can verdiği, nasıl öldükleri, acaba hepsinin kendini mi yaktığı, ölüm orucundaki mahkûmların sahiden “turp gibi” mi olduğu, 19 Aralık’ta basına iletilen cep telefonu görüşmesi kaydının sahici olup olmadığı… gibi sorular köşeyazarının ilgi alanına girmiyor. O, devletin imajıyla meşgûl.

Cıvaoğlu bu yolla belki bir Reklam ve Halkla İlişkiler Bakanlığı’na aday olabilir. Biz işin bu kısmıyla ilgili değiliz.

Önemsediğimiz, Cıvaoğlu’nun bu yazdıkları doğruysa 20 Aralık tarihli gazetelerden pek çoğunun en azından o gün için gazete olmadıkları gerçeği. Yani hepsi Güneri Cıvaoğlu’nun överek anlattığı halkla ilişkiler çalışmasının araçları olmuşlar. Bilerek ve isteyerek.

Köşeyazarı da bunun ne kadar doğru ve başarılı bir davranış olduğunu bize anlatıyor.

Sadece mahkûmuyla, jandarmasıyla operasyonlarda hayatını kaybedenlere değil, gazeteciliğe de bir defa daha Allah’tan rahmet diliyoruz. (20 Aralık 2000)