Morg kapısında gözyaşı

 

Cerrahpaşa Adli Tıp morgunda dün annelerin, babaların, kardeşlerin feryadı vardı.

27 yaşındaki oğlunun cesedini görmek isteyen Huriye Savur onlardan sadece biriydi:"Parçalanasııız benim gibi!
Parçalanın inşallah!"

Saatlerdir soğukta ve yağmurun altında ailelerin beklediği ambulans sonunda geldi. Mahkum yakınlarından, polislerden ve gazetecilerden oluşan kalabalık birbirine girdi. Ambulanstan çıkarılan ceset sedyeye indirilirken, siyah poşeti yanmış bir ayağın dışarı çıkmasına engel olamadı. Bu kadarı bile manzarayı tamamlamaya yetti. Zaman durmuşcasına süren gergin bekleyiş, bir feryatla bitti: "Parçalanasııız benim gibi!.. Parçalanın inşallah!.."

Huriye Savur, ölüm orucundaki 61. gününü gözleri önünde, o siyah ceset torbasında dolduran 27 yaşındaki oğlunun, yanık da olsa yüzünü son bir kez görmek için çırpınıyor. Adli Tıp morgunun önünde, kendisi gibi bekleşenlerin yarattığı izdihamı önlemeye çalışan polis memuruna yalvarıyor ağlayarak: " Oğlum da senin yaşındaydı, oğlum. N'olursunuz... Ölüsünü görmeye geldim ta nerelerden..."

Cerrahpaşa'daki Adli Tıp'ın önü, "Hayata Dönüş" operasyonunun ikinci gününde, kelimenin tam anlamıyla "anababa günü"ydü. Hapisanelerden her ceset gelişinde bir yandan "Acaba benimki mi" diye öne çıkmaya çalışan yakınlar, diğer yandan gazeteciler ve polisler tam bir kargaşa yaratıyor.

Kavanoz kırıldı, oruç başladı

Huriye Savur'un yakarışına kayıtsız kalamayan polisin onu içeri alma girişimi de, işte böyle bir itiş kakışa kurban gidiyor.

Fırat Savur, Bayrampaşa Cezaevi'nde annesinin deyişiyle "Altı yıldır halkını sevmekten" hükümlüdür. 61 gün önce cezaevine görüşmeye gelen annesine "ölüm orucu" kararı aldığını bildirir. Huriye Savur, o anı şöyle anlatıyor: "Akşamdan hazırladığım yiyecekleri koyduğum poşet elimden düştü. Vişne reçelini çok severdi. Evde yapmıştım. Kırılan kavanozdan akanlar diğer yiyeceklere bulaştı."

Huriye Savur, o gün söylenenleri duymamış gibi yapıp dağılan poşeti toplarken oğlunun "Hücrede öleceğime böyle ölürüm anne. Hiç olmazsa işe yarar" sözüne karşılık "Oğlum, kim soktu bunu senin aklına?" dediğini hatırlıyor. Sonrasını da: "Beni kimse istemediğim bir şeye zorlayamaz anne. Ben istiyorum. N'olursun, elimizde dışarıdakilere derdimizi anlatacak başka hiçbir şey kalmadı."

Huriye Savur, daha fazla tartışmaz ve ilk kez o gün, her defasında orada bıraktığı poşetle geri döner.

Son görüşmeleri ise tam bir hafta önce, Çarşamba günü görüşür: "Konuşacak durumda değildi artık. Boş boş bakıyordu bana oğlum.

Salı günü cezaevine giremeyince eve döndüm. Çatıdan içeri gaz bombası atarak girmişler. Sonra da çocuklarımızı yaktılar. Ben de bunları televizyondan izlemek zorunda kaldım. Oğlum için hiçbir şey yapamadım. Benim oğlum hem de vatan haini damgası yiyerek cayır cayır yandı. Onu yakanların da anaları var, acaba nasıl yürekleri dayandı? Şimdi, hiç olmazsa ölüsünü görsem" deyip bir kez daha barikatın en sağındaki genç polisin koluna asılıyor: "Oğlum, ne olursun..."

Analar yanılmaz

1996'daki ölüm orucunda sağ kalan 29 yaşındaki Nurten Demir'in annesi Ayşe Demir, kızının ikinci ölüm orucundan sağ çıkamayacağını hissedip yalvarmış "Seni kaybetmek istemiyorum" diye. Ancak ne nefesi yetmiş kızını ikna etmeye, ne de ağlamaktan kan çanağına dönmüş gözleri ve yalvarmaları... Anneler hislerinde yanılmaz, nitekim Demir de yanılmamış, kaybetmiş kızını.

Evlere temizlik işine giderek hayatını kazanan anne Demir, bir polislere, bir gazetecilere, bir de yanıbaşında yere çömelip başını iki elinin arasına alıp inleyen diğer anneye baktı. Gülmekle ağlamak arası, paramparça bir ifadeyle başladı konuşmaya: "Size bir şey söyleyeyim mi... Ecevit çocuklarımızı önce devrimci yaptı, şimdi de öldürüyor... Ona teşekkür ediyorum. Lütfen bu teşekkürümü gazetenizde ona iletin."

Dün, Adli Tıp morgunun önünde, yağmur altında bekleşen annelerin karşısında görev yapan polisler de mahkum yakınları kadar çaresizdi. Görevlerini yapmasına yaptılar, o kapıdan hiç kimseyi geçirmediler ama acı, yorgunluk ve üzüntüden iyice cılızlaşan mahkum yakınları tarafından tam 6 kez atılan, "Biz unutsak, tarih unutmaz", "Söyleyin sizi kim affetsin" sloganlarını biraz şaşkınlık, biraz anlamazlıktan gelme ve her defasında suskunlukla dinlediler.

Dün, Adli Tıp morguna Bayrampaşa'dan, biri kadın 6 mahkumun cesedi geldi... (21 Aralık 2000)