“Dezenformasyon bülbülü!”

5 Haziran 2000 tarihli Hürriyet gazetesinin manşeti, tam, “Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerde İran parmağı var mı, yok mu” tartışmalarının üzerine geldi. Bu tarihten tam bir ay önce başlayan Umut Operasyonu’nda “Uğur Mumcu’nun katilleri” olarak açıklanan iki kişinin olayla bir ilgilerinin bulunmadığı bizzat soruşturmayı yürüten savcı tarafından açıklanmış, bu da “İran parmağı” tezini savunanları zora sokmuştu. Hatırlayacaksınız, ilk iki kişi “Biz İranlı üç ajan için gözcülük yaptık, onlar da bombayı yerleştirdiler” demiş; daha sonra “asıl katiller bunlar” diye açıklanan üç kişi de, “Biz kendi aramızda Farsça konuştuğumuz için onlar bizi İranlı sandı” demişlerdi.

Biraz da aldatılmış olmanın ruh haliyle, basının “İranlı ajanlar” açıklamasıyla dalga geçtiği günlerde Hürriyet ve Milliyet’in manşetten verdiği haber sökün etti.

İki gazetenin haberlerinin ortak noktaları şöyleydi: Adı Belladi Behbahani olan bir İran gizli servis elemanı Mart başında Türkiye’ye sığınmıştı. Van’daki Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Bürosu’na başvuran Behbahani, CIA tarafından da sorgulanmıştı.

Behbahani, Mart başından beri Türkiye’deydi, ama Türk basını, onun CBS televizyonunun “60 Dakika” programına katılmasından sonra durumdan haberdar olabilmişti. İddialara göre, programcılar gizlice Van’daki kampa girmiş ve görüşmeyi gerçekleştirmişlerdi.

İşin bu tuhaf kısmını geçiyoruz…

Hürriyet ve Milliyet’in haberleri arasında çok önemli bir fark vardı: Milliyet, “Ajana CIA sorgusu” başlığını atmıştı ve haberde Behbahani’nin Türkiye’deki faili meçhul cinayetlerle İran bağlantısı konusunda herhangi bir şöy söylemiş olduğuna dair bir ayrıntı yoktu. Şu ifade dışında: “Behbahani’nin MİT ile yaptığı görüşmede Türkiye’ye önemli bilgiler verdiği öğrenildi.”

Haberi Milliyet gibi manşetten veren Hürriyet ise, Behbahani için “bülbül” sıfatını uygun görmüştü: “Acem bülbülü… Konuşup her şeyi anlattı… İranlı ajan konuştuğu için başta Uğur Mumcu olmak üzere tüm faili meçhuller aydınlandı.”

Devam sayfalarında “Molla bülbülü öttü” başlığını alan haberde şöyle deniyordu:

“İran’ın yurtdışında işlediği cinayetleri koordine eden Behbahani Türkiye’de ortaya çıktı. Dört ay önce Van’dan gizlice giriş yapan Behbahani’nin gelişinden sonra, üzerinde Tahran şüphesi bulunan bütün cinayetlerin failleri teker teker yakalanmaya başladı.”

Kadir Ercan imzasını taşıyan haber (geçerken belirtelim, Hürriyet’in dünkü Medyakronik’te ele aldığımız “Kışlalı yemlendi” haberinin sahibi de Kadir Ercan’dı), o günlerde tahmin edebileceğiniz işlevi gördü: 6 Haziran’dan itibaren devreye öbür gazetelerin de girmesiyle, kamuoyu bir kez daha “Faili meçhul cinayetler İran işi” bombardımanına tutuldu.

12 Haziran pazartesi günü Hürriyet’te “İranlı, sahte”; Milliyet’te, “İranlı ajanın adı bile sahte” haberlerini okuduk. (Tabii manşet falan değil, içerde küçük haberler olarak.)

Aslında MİT, daha olayın ertesi günü bir açıklama yaparak Hürriyet’i ad vermeden yalanlamış, Star gazetesinin dış politika yazarı Semih İdiz bu açıklama üzerine şu değerlendirmeyi yapmıştı:

“Bu arada biz gazetecileri ilgilendiren bir vahim husus daha var. MİT dünkü açıklamasında Behbahani’nin sorgulaması sırasında Türkiye’deki herhangi bir eylemden söz etmediğini belirtti. Bu gerçekten böyle ise o zaman kimi gazeteler, 'bülbülün ötmesiyle tüm faili meçhullerin aydınlandığını’ nasıl iddia edebilirler. Burada birileri basına ‘dezenformasyon ‘ mu sızdırıyor? Yoksa masabaşı habercilik mi yapılıyor?”

Bu soruların birinci derecede muhatabı belli: Hürriyet gazetesi… Ama Hürriyet, okurlarından bir özür bile dilemeden, “sahteymiş” deyip unuttu Behbahani’yi… “Acem bülbülü” konusunda kendisini bilgilendiren kaynakla ilişkisinin sürüp sürmediğini de bilmiyoruz.

Sahi, basın en son Van’daki mülteci kampında bırakmıştı “İranlı ajan Behbahani”yi… Şimdi nerelerdedir acaba? (14 Aralık 2000)