AB, “anadil” dedi, “bir kaynak”
gazetelere fısıldadı: “Kürtçe”

Bu yılın Temmuz ayının ortalarında, Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen Türkiye’yi ziyaret etti. Verheugen’in ülkeyi terk etmesinin ardından gazeteler ve köşe yazarları “Avrupa Birliği Kürtçe televizyon ve Kürtçe eğitim hakkı istedi mi?” sorusu çerçevesinde sert bir tartışmaya girdi.

İki gazete, Hürriyet ve Akşam, konuyu manşetten işledi ve AB’ye karşı sert bir tutum içine girdi.

Hürriyet’e göre, Verheugen, hükümete bir “Katılım Ortaklığı Belgesi” taslağı bırakarak gitmişti. Hürriyet’in “Ağır ev ödevi” manşetiyle verdiği habere göre taslakta “Kürtçe TV’ye izin verin, Kürtçe eğitimi serbest bırakın” deniyordu.

Akşam da “İşte AB’nin gizli belgesi” başlıklı haberinde, Verheugen’in Türkiye’nin önüne bir dosya koyduğunu öne sürüyor, bu dosyanın “Kürt sorunu” ana başlığını taşıyan bölümünde aynen şöyle dendiğini belirtiyordu: “Kürt kökenli Türk vatandaşlarının haklarına saygı duyulmalı. Kendi dillerinde televizyon ve yayın haklarına izin verilmeli. Türkiye’nin azınlık hakları konusunda olumlu adım atması bekleniyor.”

Ertesi gün Radikal, bu yayınları manşetten eleştirdi. Gazetenin haber-yorumunda şöyle deniyordu: “Verheugen’in görüşmeleri çarpıtılarak anlatıldı... Türkiye’deki AB düşmanı odaklar, AB komiseri Verheugen’in Ankara temaslarında hiç olmamış şeyleri ‘gerçek’ diye sızdırıp görülmemiş bir ‘dezenformasyon’ sağladı. Ortada taslak yok... pazarlık yapılmadı... ‘Kürt’ sözcüğü kullanılmadı, ‘vatandaşların bireysel hakları’ ele alındı. ‘Azınlık’ sözcüğünün gündeme getirildiği de kasıtlı sızdırılan bir bilgi. ‘Öğrenim hakkı’ da hiç konuşulmuş değil.”

Radikal’in haberinden bir gün sonra, gazetelerde Verheugen’e atfen verilen haberler de, ortada gerçek bir dezenformasyon çabası olduğunu ve iki gazetenin tuzağa düştüğünü gösteriyordu. Mesela Milliyet, haberi şöyle verdi:

“AB: Kürt demedik, taslak vermedik... Verheugen’in sözcüsü Filori, Türkiye’de tartışma yaratan ‘Kürtçe yayın ve eğitimin serbest bırakılması’ gibi konular için, ‘Türkiye’nin çok hassas olduğunu bildiğimiz bu kelimeyi kullanmadık’ dedi. Filori şunları söyledi: ‘Bizim yaklaşımımız daha genel. Haklardan konuşurken etnik kökeni dikkate almıyor ve tüm Türk vatandaşlarını kapsayacak bir yaklaşım benimsiyoruz.”

Hürriyet, tartışmayı başlatan gazete olmasına rağmen, öbür gazetelerin aksine Verheugen’in açıklamalarına yer vermemişti. Buna karşılık, haber sayfalarına yerleştirilen uzun bir haber-yorumda, “dezenformasyona alet olma” suçlamalarına cevap verildi. Kürtçe konusundaki savunma çok vahimdi:

“Evet, AB belgesinde ‘Kürtçe’ sözcüğü geçmiyor. Ama ‘kültürel haklar’ çerçevesinde ‘herkesin kendi dilinde yayın yapabilmesi ve eğitim hakkı’ şeklinde ifade ediliyor. Ancak AB’nin bu ifadeyle Arapça’yı kast etmediği, ana beklentisinin Kürtçe olduğu bir sır değil.”

Yani; görüşmelerde hiç “Kürtçe” sözcüğü geçmemiş, ama Hürriyet, “Kürtçe TV’ye izin verin, Kürtçe eğitimi serbest bırakın”ı manşete çekmişti. Bir gazetenin tırnak içinde ifadelerle böyle bir “mealen çeviri” yapmaya hakkı olabilir mi? Bir kaynak, özel bir hassasiyetle bazı sözcükleri kullanmayacak ve bir gazete, haberi, kaynağının ağzına bu sözcükleri “oturtarak” kullanacak. Böyle bir şey olabilir mi?

Akşam’’ın haberindeki kesinlik (bir daha okuyalım: “Dosyanın ‘Kürt sorunu’ ana başlığını taşıyan bölümünde aynen şöyle deniyor: ‘Kürt kökenli Türk vatandaşlarının haklarına saygı duyulmalı. Kendi dillerinde televizyon ve yayın haklarına izin verilmeli.’”), bir kaynağın bu iki gazeteyi yanılttığını kesin bir biçimde gösteriyor. Belli ki, İsmet Berkan’ın da belirttiği gibi, kaynak iki gazeteye net bir biçimde “Avrupa Birliği Kürtçe televizyon ve yayın hakkı istedi” demiş, Hürriyet ve Akşam da kaynaklarına inanarak bu yönde yayın yapmıştı. (15 Aralık 2000)