Sabah’ta haber yapmaca oyunu

Sabah’ın (24 Kasım) “dizi-araştırma” sayfasında muhteşem bir haber-öykü yayımlandı. Mevzu, Susurluk kazasında kaybolan çantayı medyaya “okutmak” istediği söylenen Hüseyin Sakınmaz’ın başından geçenler.

Çok kısaca özetleyelim: Susurluk’taki kazada Mercedes’ten fırlayan çantayı bir kamyoncu alır kaçar. “Finike’de tanıştığı” Hüseyin Sakınmaz’a, “Bunu içinde para vardır diye aldık, ama evrak çıktı, bak bakalım işe yarar mı?” diyerek verir. Sakınmaz, evrakı inceledikten sonra bunun medyaya satılabileceği görüşüne varır. Çantayı Reha Muhtar’a götürür. Muhtar “Show TV’nin yayın ilkelerine aykırı” bulduğu için çantanın içindeki belgelerle ilgilenmez. Sakınmaz, Arena programı ekibine gider. Onlar Sakınmaz’ın kimliğinin fotokopisini ister ve bir hafta sonraya randevulaşırlar. Buluştuklarında, Arena’dan Mehmet Ali Önel, çantayı istemez, Sakınmaz’a, “MİT’ten sordurdum, sen eski Fethullahçı’ymışsın, bize Fethullah kasetleri getir,” der. Sakınmaz bunun üzerine Kanal D binasından çıkar, yolda yanına yanaşan bir arabadaki adam kendisine Star TV’nin elemanı olduğunu, ama çantayı değil Fethullahçı’larla ilgili kasetler istediğini söyler. Bu kişi, yani Ahmet Böken, Sakınmaz’ın “madem bunlar para ediyor” diyerek bulduğu getirdiği Fethullah Hoca kasetlerini beğenmez. Sonra da görüşmeyi keserler. Sakınmaz işin peşini bırakır, “Susurluk çantası”nı Finike’de bir arsaya gömer.

Bunların üzerinden epey zaman geçtikten sonra, Sakınmaz bir gün televizyonda Ahmet Böken’i görür. Star’dan olduğunu söyleyen Böken, Samanyolu TV’de haber okumaktadır.

Sabah’ın haber-öyküsü burada birden atlıyor ve Sakınmaz’ın tutuklanışına geliyor. Hüseyin Sakınmaz’ın Adliye koridorunda bağırdıklarını özetliyor. Burada, Sakınmaz’ın çantayı Böken’e, çantadaki iki kaseti “devlete” verdiğini söylediği yeralıyor.

Haber-öykü, “çantayı Finike’de gömdü” diyor, metnin sonu böyle bitiyor.

Buradaki çelişkiye takılacak halimiz yok, çünkü bu haber-öykü başlıbaşına o kadar ilginç ve netameli ki…

Sabah gazetesinin, özel illüstrasyonlar çizdirerek, kamyona çarpmış Mercedes fotoğrafının üzerine çantayı alıp kaçan adım deseni ekleyerek, yarım sayfadan fazla yer ayırarak –ve en önemlisi- “dizi –araştırma” sayfasında sunduğu bu metindeki fazlasıyla şaibeli durumları, isimleri, olguları nereden öğrendiğine dair en küçük bir işaret yok.

Haberde imza yok.

Adı geçen pek çok kişi var, hepsi gazeteci, kolay ulaşılabilir durumdalar, ama hiçbirine tek soru sorulmamış, “ne diyorsunuz?” denmemiş.

Galiba gazetenin “dizi-araştırma” sayfasına konmaya layık görülmüş bir metin için gerekli “araştırma”yı başkaları yapmış. Böyleyse durum fazlasıyla vahim.

Böyle değilse, vahametin dozu değil konusu değişiyor. Sabah’taki bu metin bu haliyle bir çeşit Susurluk çantasından farksız. Birilerinin eline geçmiş, içinde önemli şeyler var, ama kaynağı belirsiz. Gazetecinin böyle bir metni bizlere sunmadan önce sorumluluğu ve mesleğin basit ilkeleri gereği yerine getirmesi gereken hiçbir işlemden geçmemiş.

Bu garip metin, altı karelik illüstrasyon dizisi ve üzerine desen eklenmiş fotoğraftan oluşan “araştırma”nın başlığı, “Çanta kapmaca oyunu”. Sabah’ınki de haber yapmaca. Bir oyun olduğu belli. Kaleye kimin mum diktiğini de bir anlayabilseydik… (24 Kasım 2000)