MİT Basın Müşaviri’nin adı gerçekten
söylendiği gibi mi?

Başbakan Bülent Ecevit’le birlikte Basın Müşavirliği’nin açılışını yapan MİT Müsteşarı Şenkal Atasagun’un gazetecilik mesleği ve ülkedeki gazeteciler hakkında ilginç fikirleri var. Atasagun, gazetecilere hitaben “Siz de bizim mesleğimizin bir köşesini yapıyorsunuz. Yanlış yorumlar yapılıyor. MİT ajanı muhbir gibi. Biz herhalde başka ülkenin kurumu değiliz. Bizimle ilişkili olmaktan insanların utanç değil, gurur duyması gerekir” diyor. MİT Müsteşarı’nın gazetecilerden şikayeti de var: “Bay Pipo’yu okudum. Yarısı doğru, yarısında ise bazı yanlışlıklar var. (Demek ki aşağı yukarı tamamı doğru!) Siz gazetecileri tembel buluyorum. Siz birilerinin ağzından alıp manşet yazmak istiyorsunuz. İnceleme ve araştırma noktalarınız eksik.”

Müsteşar’ın gazeteciliğe ilişkin görüşlerinin orijinal bir yanı yok; ülkenin hemen bütün yüksek devlet görevlileri aynı ya da çok benzer düşünüyorlar. Değil mi ki hepimiz “bu ülke”nin vatandaşıyız, o halde sonuç itibariyle bütün vatandaşlar aynı düşünmeli, aynı duyguları paylaşmalıdır. Hele de adının önünde “Milli” takısı bulunan bir örgüt söz konusu olduğunda…Aramızda ayrı gayrı mı var? Sırasında hepimiz “MİT mensubu”, hepimiz “gazeteci”yiz! Hepimizin çalıştığı kurumlar sanki “bu ülke”nin değil de “başka bir ülkenin” kurumları. (Hani bir bakıma, İstanbul Üniversitesi Rektörü ile Turizm Bakanı’nı karşı karşıya getiren polemikte görüldüğü gibi.) Yani özetle, bu ülkede herkes “asker”, herkes “MİT ajanı”, herkes “gazeteci”, herkes “rektör”, herkes “işçi” ve “işveren”…Çünkü biz, modern anlamıyla yani içinde binbir çeşit düşünce, inanç, ahlak, menfaat, ideal taşıyan insanlardan oluşmuş bir toplum değil, “sıkılmış bir yumruk” misali bir Milletiz.

MİT’in bu açılış dolayısıyla kapılarını gazetecilere açması, kurumun bundan sonra daha da gelişmesini arzu ettiği “şeffaflık” çerçevesinde gerçekleşmiş. Nitekim bu amaca uygun olarak MİT bünyesinde bir de Basın Müşavirliği kurulmuş. Gazetelerde bu yeni birim hakkında da bilgi var. Kurumun ilk Basın Müşaviri’nin adı Cem Koca’ymış. “Mış” diyoruz, çünkü belki de değil! Milliyet’te yer alan haberde şunları okuyoruz: “MİT Basın Müşavirliği’ne getirilen Cem Koca, medya mensuplarıyla iç içe olmak istemesine rağmen, kendine ilişkin sır vermedi. Özgeçmişi konusundaki soruları yanıtsız bırakan Koca, medya mensuplarına teşkilat ve teşkilatın faaliyette bulunduğu kampüs hakkında sınırlı bilgi verdi. Bu arada MİT tesislerinde hiçbir binanın içine girilmesine ve görüntü alınmasına izin verilmezken, sadece MİTPA adlı süpermarket gezdirildi.” Haksız mıyız? Özgeçmişi hakkında en ufak bir bilgi vermeyen ve gazetecilerin sadece bir süpermarkete girmesine izin veren Basın Müşaviri’nin adı belki de Cem Koca değil!

Sonuç olarak belki şu söylenebilir: MİT adı üstünde, bir haber alma teşkilatı olduğuna göre zaten ne kadar “şeffaf” olabilir, kapılarını (süpermarket dışında) gazetecilere nasıl açabilir ki? Bu teşkilat da, benzerleri gibi işlerini muhakkak ki gizlilik içinde yürütecek. Dolayısıyla, “dışa açılma” gibi girişimlerle vakit geçirmenin hiç değilse gazeteciler açısından bir anlamı olmasa gerek. MİT’le ilgili bir talebimiz olacaksa, bu talebin bu teşkilatta olup bitenin -ne kadar gizlilik içinde yürütülse de- sırası gelince Anasaya’da belirlenmiş “kuvvetler”ce denetiminin eksiksiz olarak yapılabilmesinden ibaret olduğu açık değil mi? Gazetecilerin bu denetimde ne gibi bir rolleri olabilir ki? Tabii eğer gazeteciler kendi işlerini Müsteşar’ın dediği gibi, istihbaratçılık mesleğinin “bir köşesi” olarak görmekten “gurur” duymuyorlarsa… (4 Ekim 2000)