Milliyet’ten bir “peri masalı”:
Araba hırsızına karakolda “kahve ikramı”

Gazetelerimizde “muhabir” olarak görev yapanların içinde bulundukları koşullar belli. Bu koşullar “az ücret” ve “az itibar” olarak özetlenebilir. İçlerinden çoğunun çok yorulduğu, ruhen ve sırasında fiziken hırpalandığı, devlet büyükleri tarafından azarlandığı, kendilerine çoğu zaman “senli benli” hitap edildiği muhakkak. “Çok ücret” ve “çok itibar”lı, kendilerini fazla yormayan, hırpalanmayan, kendilerine çoğu zaman “Sevgili” diye başlayan bir tarzda hitap edilen büyüklerinin yanında gerçekten zor koşullar altında çalışıyorlar. Muhabirler için gelişmelerine yardımcı olmak üzere yurtiçinde ve dışında gerçekleştirilebilecek kurs/ atölye çalışması benzeri bir takım mesleki toplantılar da düşünülmemiş. Ülke medyasında herşeye para bulunabilmesine rağmen iş bir medya kuruluşunun belkemiğini oluşturan muhabirlere gelince eller haddinden fazla sıkı.

Bütün bunlar işin bir yüzü. Diğer yüzüyse ilk yüzün tabii bir sonucundan ibaret. Muhabirlerin söz konusu koşullar altında ortaya iyi işler çıkarmaları mümkün mü? En iyisi önümüzdeki bir örnekten hareket edelim: 21 Eylül tarihli Milliyet’te Günseli Önal imzalı “Önce kahve sonra sorgu” başlıklı bir haber var. Haberden karakolların artık “imaj tazeleme”ye başladığını öğreniyoruz. Belli ki muhabir, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu üyelerinden ANAP İstanbul Milletvekili Emre Kocaoğlu’nun yaptığı bir açıklamadan hareketle haberini oluşturmuş. Daha da doğrusu, Kocaoğlu anlatmış muhabir de bunları aynen haber yapmış! Kocaoğlu anlatıyor: “Üsküdar Çinili Karakolu, raporlarımızda işkence yapılan karakollar arasındaydı. Geçenlerde politikacı bir arkadaşımızın arabası çalınmış.Bu karakola başvurup, o öfkeyle ‘Hırsızı yakalayın, vurun, dövün’ diyor. Karakolun gece amiri, ‘Efendim, İnsan Hakları Bakanı da, bu bölgenin milletvekili Emre Kocaoğlu da sizin partinizden. Biz onlardan yanayız. Biz burada yakaladıklarımızı dövmek yerine onlara kahve ikram ediyoruz’ karşılığını verdi.”(!) Kocaoğlu bu açıklamayı yapar da muhabir boş durur mu? O da haberine alkbaşlık olarak şu ifadeleri kondurmuş: “Arabasını çalan hırsızın dövülmesini isteyen vekile gece amiri karşı çıktı: Biz İnsan Hakları Bakanı’ndan yanayız. Dövmek yok. Dövmek yerine kahve ikram ediyoruz”(!)

Dünyada karakollarında “dövme”nin alternatifi olarak “kahve ikram etme”nin bulunduğu bir başka ülke daha var mıdır? Tabii ki yoktur. Ve tabii ki böyle bir uygulama Türkiye’nin İstanbul iline bağlı Üsküdar ilçesi sınırları içinde bulanan “Çinili Karakolu”nda da yoktur. Olması düşünülemez zaten; araba hırsızlarına “kahve ikramı” olacak şey midir? Ama gördüğünüz gibi, bir “peri masalı”nı andıran bu karakol hikayesi bir muhabiri ikna etmek ve onun bu masaldan bir haber yapması için fazlasıyla yeterli! Biz muhabirin yerinde olsak, arabasını çalan kişiye karakolda dayak atılmasını isteyen DSP’li milletvekilinin peşine düşerek “asıl haber”e ulaşmaya çalışırdık… (21 Eylül 2000)