Doğan grubu gazetelerinde hayırlı tartışma

Hürriyet (18 Temmuz) ve Milliyet’te (21 Temmuz) yer alan iki manşet habere Radikal’in gene manşetten verdiği iki cevapla, Doğan grubu gazeteleri arasında sert bir tartışma başladı.

Hürriyet’in 18 Temmuz’da yayımladığı “Ağır ev ödevi” başlıklı habere göre, Türkiye’ye gelen AB Genişleme Süreci Komiseri Verheugen, gitmeden önce hükümete bir belge vermiş ve “Kürtçe televizyon ve Kürtçe eğitim hakkı” istemişti.

19 Temmuz tarihli Radikal, bu manşete cevap niteliğinde bir manşetle yayımlandı. Ankara Temsilcisi İsmet Berkan imzasını taşıyan manşette, “Verheugen’in görüşmelerinin çarpıtılarak anlatıldığı” öne sürülüyor ve “Türkiye’deki AB düşmanı odakların, Verheugen’in Ankara temaslarında hiç olmamış şeyleri ‘gerçek’ diye sızdırıp görülmemiş bir ‘dezenformasyon’ sağladığı” belirtiliyordu.

20 Temmuz’da Hürriyet Ankara Temsilcisi Sedat Ergin, gazetesinin 18 Temmuz tarihli manşetini savunan bir haber-yorum yazdı. Ergin’e göre, evet, belgede “Kürtçe” yazmıyordu ama, “Türk vatandaşlarının anadillerinde yayın yapma hakkı”ndan söz edilirken Arapçanın kast edilmediği de açıktı. (Sedat Ergin’in bu savunmasının bir eleştirisi için “AB haberlerini kim çarpıtıyor?”
http://www.medyakronik.com/arsiv/index.asp

21 Temmuz’da bu kez Milliyet, gene son derece kritik bir konuda gene Verheugen’in ziyaretine gönderme yapan bir manşetle çıktı: “Size iki yıl süre... Avrupa Birliği’nden Ankara’ya gelen kritik mesajı açıklıyoruz: Adadaki sorunu bu sürede çözüme kavuşturamazsanız Rum kesimini üyeliğe kabul edeceğiz... Verheugen’in Ankara temaslarında ilettiği mesajla, ilk kez zaman limiti açıklanmış oluyor.”

Radikal, tıpkı Hürriyet’e yaptığı gibi gene bir gün sonra manşetten verdi cevabı. Haber-yorum gene İsmet Berkan imzasını taşıyordu: “Kürt sorunu bitmeden Kıbrıs dezenformasyornu başladı... Ankara’da biri mi var? Türkiye-AB ilişkilerindeki hassas konularda ‘ikna edici’ bilgiler sızdıran kaynak, Kürt sorunundaki karışıklık giderilince, Kıbrıs için ikinci yalanı patlattı. Verheugen’in ‘Ada’daki sorunu çözmezseniz, (Güney) Kıbrıs’ı 2000’de üyeliğe alırız’ dediği haberini bütün taraflar yalanladı.”

Gerçekten de Verheugen, sözcüsü aracılığıyla tıpkı “Kürt” haberlerinde olduğu gibi “Kıbrıs” haberlerinde de yazılanların doğru olmadığını açıklamış, Hürriyet ve Milliyet’i değil, Radikal’i doğrulamıştı.

Milliyet’teki Kıbrıs haberini yazan tecrübeli gazeteci Sami Kohen, Milliyet’in (24 Temmuz) “Okur Temsilcisi” köşesinde Yavuz Baydar’ın sorularını cevaplandırırken, haberini savunmak yerine konuya ilişkin haber kaynaklarının çalışma tarzını eleştiren bir üslup kullanıyordu: “Hükümetin bu konudaki politikasını açıklığa kavuşturması gerekir. Doğru bilgi vermeden, hükümetin, kamuoyunun bu süreci anlamasını ve desteklemesini sağlaması mümkün olamaz. Tehlike şudur: Gerçek dışı bilgilere dayanan yayınlar, AB karşıtı tarafların ‘AB düşmandır’ gibi bir akıldışı hava estirmesine, süreci baltalamasına yol açıyor."

Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, 24 Temmuz tarihli yazısıyla konuya girdi. Özkök, gazetesinin, Türkiye’nin AB üyeliğini tabii ki savunduğunu, ama AB’ye girmek istemeyen insanların görüşlerini açıklamalarının da bir hak olduğunu ve gazetesinin onların görüşlerine açık olduğunu belirttikten sonra konuyu, tartışılan belgeye getiriyor, “Açıklayın o belgeyi” diyor: “Biz bir iddia ortaya atıyoruz. Verheugen’in bıraktığı belgede şöyle bir cümle var: ‘İsteyene kendi dilinde eğitim ve yayın hakkı verilmesi.’ Şimdi Dışişleri’nin terör estiren o meçhul şahsına sesleniyoruz: ‘Bu belgeyi halktan niye saklıyorsunuz? Türk halkının bu belgede yazılan fikirleri kabul edebilecek olgunluğa gelmediğine mi inanıyorsunuz?”

Tartışma sürecek, biz de tartışmayı size aktarmaya devam edeceğiz.

Bu yazıyı, Sedat Ergin’e sorduğumuz soruyu Ertuğrul Özkök’e yönelterek bitiriyoruz... “AB’nin isteyene kendi dilinde eğitim ve yayın hakkı istemesi” ile “AB’nin, Kürtçe eğitim ve televizyon istemesi” aynı şey midir? Özellikle de, haberin kaynağının “Kürt” ve ”Kürtçe” sözcüklerini, “konunun hassasiyeti nedeniyle” bilerek kullanmadıklarını açıkladığı koşullarda...

Biz –Özkök’ün deyişiyle- “sadece görüşleri, vaziyet alışlarıyla değil, hayat tarzları ve geçmişte Türkiye’yi geriye döndürmek isteyen insanlara karşı verdikleri mücadeleyle de bu işin yolcuları" olanların, Verheugen’in sözlerinin tam olarak nasıl olduğunu bile bile “AB’den ağır ödev... AB Kürtçe eğitim ve televizyon istedi” manşetini atacağına inanmıyoruz. Kaynaklarının kendilerini yanılttığına inanıyoruz. (24 Temmuz 2000)

DOĞAN GRUBUNDA HAYIRLI TARTIŞMA (2)
Şimdi de Lozan, azınlıklar ve Kürtçe

Hürriyet, Milliyet ve Radikal’in haber sayfalarında başlayan “Basın, sinsi Avrupa karşıtlarının dolduruşuna mı geliyor?” tartışması, Sami Kohen’in Radikal’i suçlayan yazısını (http://www.milliyet.com.tr/2000/07/25/yazar/kohen.html) saymazsak, bu gazete yazarları arasında polemiği aşan daha verimli bir tartışmanın temellerini atacak gibi görünüyor.

Hürriyet yazarları Sedat Ergin (http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/25/
yazarlar/57yaz.htm
)
ve Enis Berberoğlu (http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/
00/07/25/yazarlar/25yaz.htm
)
Milliyet
yazarı Taha Akyol http://www.milliyet.com.tr/2000/07/25/yazar/akyol.html ve
Radikal
’den Turgut Tarhanlı http://www.radikal.com.tr/2000/07/25/yazarlar/turtar.shtml köşelerini “Kürtçe ve Lozan”a ayırmış.

Sedat Ergin, Lozan Antlaşması’nın 39. maddesini aktardıktan sonra “Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuksal meşruiyetini oluşturan en önemli antlaşmada Kürtçe diline getirilen herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını” hatırlatıyor. Ergin’in maddeden aktardığı bölüm şöyle:

“Herhangi bir Türk uyruğunun gerek özel, gerekse ticaret ilişkilerinde din, basın ya da her çeşit yayın konularıyla açık toplantılarında, dilediği bir dili kullanmasına karşı hiçbir kısıtlama konulmayacaktır.”

Ergin’in buradan çıkardığı yorum şöyle: “Dolayısıyla uygulama ve kamuoyundaki algılama ile anayasal ve hukuksal çerçeve arasında önemli bir fark bulunuyor.”

Aynı gazeteden Enis Berberoğlu, “İlle de belge isteniyorsa: Lozan” başlıklı yazısında, “Türkiye’nin Lozan’da gayrimüslimler dışında azınlık tanımadığı”nın doğru olduğunu, ama bunların dışındakilerin “bizden” sayılmasının, kimseye onların dillerini yasaklama hakkını vermediğini vurguluyor. Berberoğlu, Lozan’da Kürtlerin yerinin nasıl belirlendiği konusunda en gerçekçi yorumun “PKK çizgisindeki Özgür Politika gazetesinden geldiğini belirtiyor ve gazeteden şu alıntıyı yapıyor:

“Bundan tam 77 yıl önce imzalanan Lozan Antlaşması hazırlanırken; ‘Türkiye’de müslüman azınlık yoktur’ tezini savunan Ankara, Kürtlerin ‘aslî unsur’ olduğunu dile getirdi. Tartışmalar sonucunda Türkiye’nin istediği oldu. Ancak Türkiye, Lozan görüşmelerinde savunduğu ‘Kürtler aslî unsurdur’ tezinin gereklerini yerine getirmedi.”

Berberoğlu, yazısını şöyle tamamlıyor:

“Tamamen doğru bulduğumuz bu yaklaşımın sokak diline tercümesi de bellidir... Türk heyeti Lozan’da gayrimüslim azınlıkları saydı, bu cemaatlerin hak ve sorumluluklarını belirledi... Sonra çizgiyi çekti, kalanlar bizden oldu... Diliyle, mezhebiyle, gelenek ve töreleriyle...

“Şimdi kalkmış biz-bize yasak koyuyoruz... Hangi dilde eğitim alınacağına, türkü söyleneceğine, TV’de haber okunacağına karışıyoruz.”

“Lozan ve Kürtler” tartışması Milliyet’te Taha Akyol, Radikal’de de Turgut Tarhanlı’nın köşelerinde sürdürülüyor. Taha Akyol, Lozan’da “üniter devletin” bir uluslararası hukuk temeline dayandığının doğru olduğunu, ama bunun Kürtlerin “gönüllerinde refah ve kültüre ulaşma özleminin bulunmadığı anlamına gelmediğini” yazıyor.

Radikal’den Turgut Tarhanlı da yazısında doğrudan doğruya “Kürtler ve Kürtçe” konusuna girmeksizin “azınlıklar ve hakları” meselesine eğiliyor.

Netameli konulardan ikincisi olan “Kıbrıs” ise Hürriyet’ten İlter Türkmen’in köşesinde irdeleniyor. (http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/25/
yazarlar/40yaz.htm
) Türkmen, “Fildişi Kulesi” başlıklı yazısını büyük ölçüde Başbakan Ecevit’le polemiğe ayırmış. Türkmen, Ecevit’in son günleri “münasebetsiz misafirlere hadlerini bildirmekle geçirdiğini” belirttikten sonra, Başbakan’ın Kıbrıs konusundaki son çıkışına getiriyor sözü. Türkmen, 23 Temmuz tarihli Milliyet’ten Ecevit’in “Aslında Kıbrıs’ta Türk tarafı açısından bir çözüme ulaşılmıştır. 26 yıldır bir anlamda sorun yoktur” yollu sözlerini aktardıktan sonra şöyle diyor:

“Ecevit’in bu yaklaşımı Türkiye’nin ve KKTC’nin politikasına hâkim olmaya devam ederse, Güney Kıbrıs’ın neticede AB’ye kayıtsız şartsız gireceğinden kimsenin şüphesi olmasın.”

Verheugen’e, böyle verimli bir tartışmaya vesile olduğu için teşekkür borçluyuz... (25 Temmuz 2000)