AB haberlerini kim çarpıtıyor?

Avrupa Birliği Komisyonu’nun Genişlemeden Sorumlu Komiseri Gunter Verheugen, Türkiye’yi ziyaretinde “ev ödevi” niteliğinde bir belge bıraktı mı? Verheugen, bu belgede “Kürtçe televizyon ve Kürtçe eğitim” hakkı istedi mi?

Gazeteler ve köşe yazarları iki gündür bu soruya verilen cevap çerçevesinde yeni bir saflaşma içinde görülüyor. Verheugen’e ya da sözcüsü Filori’ye atfen 20 Temmuz tarihli gazetelerde yer alan “ne taslak verdik, ne Kürtçe televizyon dedik, ne Kürtçe eğitim dedik” içerikli haberlerle doruk noktasına çıkan tartışma, 18 Temmuz tarihli Hürriyet’in manşetinde ve aynı tarihli Akşam’ın sürmanşetinde yer alan iki haberle başladı.

Hürriyet’e göre, Gunter Verheugen, hükümete bir “Katılım Ortaklığı Belgesi” taslağı bırakarak gitmişti. Hürriyet’in “Ağır ev ödevi” manşetiyle verdiği habere göre taslakta “Kürtçe TV’ye izin verin, Kürtçe eğitimi serbest bırakın” deniyordu.

Akşam da “İşte AB’nin gizli belgesi” başlıklı haberinde, Verheugen’in Türkiye’nin önüne bir dosya koyduğunu öne sürüyor, bu dosyanın “Kürt sorunu” ara başlığını taşıyan bölümde aynen şöyle dendiğini belirtiyordu: “Kürt kökenli Türk vatandaşlarının haklarına saygı duyulmalı. Kendi dillerinde televizyon ve yayın hakkına izin verilmeli. Türkiye’nin azınlık hakları konusunda olumlu adım atması bekleniyor.”

Ertesi gün Radikal (19 Temmuz) bu yayınları manşetten eleştirdi. İsmet Berkan imzalı haberde şöyle deniyordu: “AB gerçekleri... Verheugen’in görüşmeleri çarpıtılarak anlatıldı... Türkiye’deki AB düşmanı odaklar, AB komiseri Verheugen’in Ankara temaslarında hiç olmamış şeyleri ‘gerçek’ diye sızdırıp görülmemiş bir ‘dezenformasyon’ sağladı.”

Berkan’ın haberinde, gerçekleştirilen “dezenformasyon” unsurları şu ifadelerle dile getiriliyordu:

“Ortada taslak yok... AB komiseri, tam üyelik müzakerelerinin başlama şartlarını içerecek Katılım Ortaklığı Belgesi hakkında görüş alışverişi yaptı. Pazarlık yapılmadı, ne hukuki belge ne de ‘taslak’ bırakıldı... ‘Kürt’ sözcüğü kullanılmadı, ‘vatandaşların bireysel hakları’ ele alındı. ‘Azınlık’ sözcüğünün gündeme getirildiği de kasıtlı sızdırılan bir bilgi. ‘Öğrenim hakkı’ da hiç konuşulmuş değil.”

İsmet Berkan’ın haberi, 20 Temmuz tarihli gazetelerde Verheugen’e atfen verilen haberlerle doğrulanıyor. Bu haberlerde, spesifik olarak Kürtlerden ve onlara verilmesi gereken haklardan söz edilmediği; ortada “katılım Ortaklığı Belgesi Taslağı” diye bir raporun bulunmadığı, “non paper” denilen ve hiçbir resmî niteliği bulunmayan bir “kâğıt parçasının” olduğu; Türk basınında çıkan bazı haberlerin ‘kötü niyetli’ kişilerce sızdırıldığı ve bunun bir ‘sabotaj’ olarak değerlendirildiği belirtiliyor. Tüm gazeteleri temsilen Milliyet’in haberini özetliyoruz:

“AB: Kürt demedik, taslak vermedik... Verheugen’in sözcüsü Filori, Türkiye’de tartışma yaratan ‘Kürtçe yayın ve eğitimin serbest bırakılması’ gibi konular için ‘Türkiye’nin çok hassas olduğunu bildiğimiz bu kelimeyi kullanmadık’ dedi. Filori şunları söyledi: ‘bizim yaklaşımımız daha genel. Haklardan konuşurken etnik kökeni dikkate almıyor ve tüm Türk vatandaşlarını kapsayacak bir yaklaşım benimsiyoruz.”

Sedat Ergin’in savunması
Hürriyet, tartışmayı başlatan gazete olmasına rağmen, öbür gazetelerin aksine Verheugen’in açıklamalarına yer vermedi. Buna karşılık Sedat Ergin, haber sayfalarına yerleştirilen uzun bir haber-yorumda gazetesine yönelik eleştirilere cevap verdi.

Ergin, “Belge kargaşasının perde arkası” başlıklı yazısında iki temel nokta üzerinde duruyor: “Taslak” meselesi ve “Kürtçe televizyon-eğitim talebi”nin haberleştirilme üslubu.

“Taslak” konusunda şöyle diyor: “Adına ister ‘taslak’ deyin, ister resmî bağlayıcılığı olmayan bir ‘kâğıt parçası’, AB Temsilcisi Verheugen, Ankara’da masaya bir AB belgesi koymuş bulunuyor.”

Yazıyı kaleme alan kişi “diplomatik dil”in ne demek olduğu, bu dilde bazı kavramların kullanılmasının ya da kullanılmamasının ne anlama geldiğini çok iyi bilen bir gazeteci olmasaydı, konu üzerinde uzun uzun dururduk. Ama Kasım ayında resmîleşecek bir belgenin “taslağı” ile bir “çalışma metni” arasındaki farkı Türk basınında Sedat Ergin’den daha iyi kim bilebilir?

Ergin’in “Kürtçe” meselesindeki savunması çok daha vahim:

“Evet, AB belgesinde ‘Kürtçe’ sözcüğü geçmiyor. Ama ‘kültürel haklar’ çerçevesinde ‘herkesin kendi dilinde yayın yapabilmesi ve eğitim hakkı’ şeklinde ifade ediliyor. Ancak AB’nin bu ifadeyle, Arapça’yı kast etmediği, ana beklentisinin Kürtçe olduğu bir sır değil. Nitekim Ecevit de metindeki diplomatik formülasyonu ‘Kürtçe’ olarak okuduğu içindir ki, ‘Kürtçe yayın ve eğitim hakkına’ ilişkin soruya ‘öneriler arasında bu da var’ diye karşılık veriyor.”

Bu “savunma” neresinden tutulabilir ki? Bir gazetenin, tırnak içinde ifadelerle böyle bir “mealen çeviri” yapmaya hakkı olabilir mi? Bir kaynak, özel bir hassasiyetle bazı sözcükleri kullanmayacak ve bir gazete, haberi, kaynağının ağzına bu sözcükleri vererek kullanacak. Böyle bir şey olabilir mi? Olabileceğin azamisi şudur: Hürriyet, Verheugen’in “taslağında” ya da “kâğıt parçasında” ne diyorsa onu haber olarak verir, Sedat Ergin de haberde kullanılan sözcüklerin nasıl okunması gerektiği konusunda bir yorum yazar; tıpkı Ergin’in 20 Temmuz tarihli yazısında olduğu gibi...

Son olarak, Sedat Ergin’in yazısındaki bir talihsizlikten söz edeceğiz: Ergin, gazetesinin “mealen çevirisi”ni haklı göstermek için Ecevit’in yanı sıra Zaman gazetesini de şahit gösteriyor. “Zaman gazetesi” diyor Ergin, ‘AB Komiseri Verheugen Kürtçe TV ve eğitim istedi’ başlığını atarak, objektif bir gazetecilik örneği sergilemiş.”

Zaman gazetesi, evet, bunu yazdı, peki ne zaman? Hürriyet’in haberinden bir gün sonra (19 Temmuz), yani Hürriyet’in haberine dayanarak. Zaman, bir gün sonra manşetten adeta kendi haberini tekzip ederek, ifade edilmemiş bir pişmanlıkla çıktı. Ergin’in Zaman’ı şahit gösterdiği gün bu gazetenin manşet haberinde şu ifadeler vardı: “AB’yi sulandırdık... AB Komiseri hiç Kürt lafı etmedi. Verheugen, Ankara’da Kürtçülük, Kürtçe TV ve Kürtçe eğitim konusuna hiç değinmedi. İhtilaflı konuları abartan AB karşıtları, ‘ülke elden gidiyor’ diyerek ortalığı bulandırdılar.”

Hürriyet’in 18 Temmuz tarihli manşetinin savunulacak bir tarafı yok. (20 Temmuz 2000)

AB haberleriyle ilgili köşe yazıları

Sedat Ergin, Hürriyet, 20 Temmuz
http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/20/turkiye/04tur.htm

Zeynep Atikkan, “Avrupa dosyası ve basın”, Hürriyet, 20 Temmuz,
http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/20/yazarlar/70yaz.htm

İlter Türkmen, “AB ne istiyor, ne istemiyor”, Hürriyet, 20 Temmuz
http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/20/yazarlar/40yaz.htm

Hadi Uluengin, “AB: Akıl var izan var”, Hürriyet, 20 Temmuz
http://www.hurriyetim.com.tr/hur/turk/00/07/20/yazarlar/37yaz.htm

Hasan Cemal, “Avrupa projesini savunmak için”, Milliyet, 20 Temmuz
http://www.milliyet.com.tr/2000/07/20/yazar/cemal.html

Güneri Cıvaoğlu, “Kelimeler ötesi”, Milliyet, 20 Temmuz
http://www.milliyet.com.tr/2000/07/20/yazar/civaoglu.html

Yalçın Doğan, “Lozan, Madde 39”, Milliyet, 20 Temmuz
http://www.milliyet.com.tr/2000/07/20/yazar/dogan.html

İsmet Berkan, “Gizli AB düşmanlarına dikkat”, Radikal, 20 Temmuz
http://www.radikal.com.tr/2000/07/20/yazarlar/ismber.shtml

Turgut Tarhanlı, “Verheugen dedi, demedi, demek istedi”, Radikal, 20 Temmuz
http://www.radikal.com.tr/2000/07/20/yazarlar/turtar.shtml


Güngör Mengi, “Aman Dikkat”, Sabah, 20 Temmuz
Sinsi muhalefet
Demokratik geleceğimiz Avrupa'dır.
Bu gerçeğe kimse açıkça itiraz edemiyor.
Ama menfaatlerini, kapalı bir Ortadoğu ülkesi olarak kalmamızda gören güçler, halkın hassasiyetlerini karışarak sinsi bir muhalefet yürütüyorlar.
Geçen hafta AB Komisyonu üyesi Verheugen'in temaslarını da topluma aynı bozguncu niyetlerle çarpıtarak yansıtanlar oldu.
Avrupa Birliği'ne girmemiz için bizden istenenler, Avrupa'ya değil bize lâzım. "Enflasyonla, yolsuzlukla, işkence ile, yasaklarla, asker elbisesi ile aramıza giremezsiniz" diyorlar. Fena mı?.
Uyum sürecinin sorunlarını artık kolaydan zora bir sıraya koymak ve toplumsal heyecanı uyandıracak "ilk hız"ı yakalamak gerekiyor.
Bu işin kaptanlığına getirilen Mesut Yılmaz kendisi için önemli bir şans yakaladı.
Bakalım onun şansı Türkiye'nin de şansı olacak mı? Dileriz olur..