Uğur Mumcu haberleri ve “kuşku”suz gazetecilik…

"Katiller yakalandı” (Zaman) / “Katil yakalandı” (Sabah) / “Ecevit: Katil elimizde” (Sabah) / “Katiller bulundu” (Yeni Binyıl) / “Bombayı koyan İranlı” (Hürriyet) / “Mumcu Suikasti çözüldü” (Ortadoğu) / İran’dan para aldılar” (Milliyet) / “İşte o bombacılar” (Star)

Bu böyle gidiyor… Her şeyden eminiz… Uğur Mumcu’yu öldürenler yakalandı ve bu iş bitti. Hiçbir kuşku yok ortada. Gazeteciliğin “temas ve mesafe” mesleği olduğunun “mesafe” bölümü unutulmuş. Polisin bütün toplarına kale açık; hiçbir süzgeç yok, gelen giriyor, hatta bazı goller kendi kalelerine… (Tam bu satırlar yazılırken, polisten yapılan kısa açıklamada, konuya ilişkin olarak bugün basında çıkan haberelrin yüzde 80’inin yanlış olduğu belirtildi.)

Zaten olan nedir? Polis, yaptığı bir operasyonun sonuçlarını açıklıyor. Normal bir ülkede bunun adı “polisin yaptığı açıklamaya göre…”dir. Burası Türkiye’yse bir kat daha öyledir.

Ayrıntılara geleceğiz, ama “yiğidin hakkını” yememek için, haberi verirken standart gazetecilik ilkelerine azami dikkat gösteren bir gazetecinin adını anmak istiyoruz: Star gazetesinden Saygı Öztürk.

Öztürk, olayla ilgili olarak İçişleri Bakanı Saadettin Tantan’la konuşabilen tek gazeteci… Her şeyden önce sorularını, “katil” kime denir, “zanlı” kimdir, bir zanlı ne zaman “katil” haline gelir, bunları bilerek soruyor (ki Cumhuriyet dışında, yakalananların “zanlı” olduğunu belirten gazeteye rastlamadık biz). Öztürk, olaya çözülmüş muamelesi yapan ve konuya ilişkin olarak bundan sonra da haber yazacak gazetecilerin kesip masalarının üzerine yapıştırmaları gereken bir de kısa yorum yazmış. İşte söyledikleri:

“Zanlılar bazı itiraflarda bulunsa bile Mumcu suikastine yine de ‘tam çözülmüş’ gibi bakmamak gerekiyor. Unutmadığımız bazı gerçekler var. Kendisini ‘eski ülkücü’ tanıtan ve ‘suikasti benim de içinde bulunduğum bir tim gerçekleştirdi’ diyen Abdullah Çetin Argun halen idamla yargılanıyor. Bir başka olay ise (…) Ayhan Aydın’ın, ‘suikasti gerçekleştireni biliyorum’ demesiydi. Aydın, Ankara’daki bir operasyonda yakalanan İslami Hareket Örgütü militanlarından Mehmet Ali Şeker ve Ayhan Usta’yı ‘bombayı koyan kişiler’ olarak teşhis etmişti. Örgütlerinin isimlerini duyurmak için ‘Mumcu’yu biz öldürdük’ diyen bir grupla da karşılaşırsak şaşırmayalım.”

Öztürk’ün “ihtiyat” çağrısını destekleyecek başka şeyler de oldu geçmişte.

Bunlardan birini hatırlatalım:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Faili Meçhul Cinayetleri Araştırma Komisyonu’na ifade veren ve JİTEM mensubu olduklarını söyleyen iki kişi (Murat İpek ve Murat Demir) Uğur Mumcu’yu Velit Hüseyin adlı Irak uyruklu bir kişinin öldürdüğünü söylediler. Velit Hüseyin, 1 Mart 1998’de Mardin, Silopi’de ölü olarak bulundu.

Sonra, Uğur Mumcu cinayetini sorgulayan DGM Başsavcısı Binbaşı Ülkü Coşkun’un, Güldal Mumcu’ya söylediklerini nasıl yorumlayacağız? Biliyorsunuz, “Bu cinayeti devlet yapmıştır, siyasi iktidar isterse bu iş çözülür” demişti Başsavcı Coşkun, Güldal Mumcu’ya.

İki büyük gazetemizin başyazarları (Oktay Ekşi ve Güngör Mengi) bu cümleyi almışlar köşelerine ve bakın nasıl yorumlamışlar: Oktay Ekşi çok sevinçli: “Bu olayın altında devletin gizli servislerinin karıştığı kirli bir gerçek var, inancı herkesin kafasına yerleşmeye başlamıştı” diyor Ekşi ve ekliyor (mealen): Neyse ki bu kâbus bitti… Güngör Mengi ise, cümlenin birinci bölümüyle ilgili olarak “Apo gibi bir katili bile öldürmedi bu devlet, Mumcu’yu mu öldürecek?” derken, ikinci bölümle ilgili olarak da “böylece o şaibe de ortadan kalktı” demeye getiriyor.

Ve böyle bir habercilik ortamında Akit gibi bir gazete “Temcit pilavı” manşeti atar ve haklı olur!