Kesin başlık, hata kaldırmaz

Gazetecilikte, özellikle netameli konuların haberleştirilmesinde, kesin ifadeler tehlikelidir; çünkü ayrıntılardaki en küçük bir hata ya da çelişki, haberi ağır bir biçimde zedeler.

Uğur Mumcu suikasti zanlılarından birinin (Hasan Kılıç) itirafları doğrultusunda başlatılan Ahmet Taner Kışlalı suikasti soruşturmasına ilişkin haberler, işte tam böyle bir “zedelenmiş haber” örneği oluşturuyor.

Haberin üç temel aktörü var: Hasan Kılıç, Hakkı Şanlı ve Necdet Yüksel. Hasan Kılıç’ın ifadeleri doğrultusunda polis harekete geçer ve Ahmet Taner Kışlalı suikastinin zanlıları olarak Hakkı Şanlı ve Necdet Yüksel’i yakalar. Şimdi bu yakalamaların öyküsünü Sabah, Hürriyet, Milliyet, Radikal ve Yeni Binyıl’dan izleyelim:

İlk gün (15 Mayıs) üç ayrı öyküyle karşılaşıyoruz: Sabah, Yeni Binyıl ve Milliyet kümesi; Hürriyet ve Radikal.

Sabah, Yeni Binyıl ve Milliyet kümesini temsilen Sabah’ın haberini aktaralım: “Hasan Kılıç, Hakkı Şanlı (Milliyet’e göre Hakkı Selçuk Şanlı) ve Necdet Yüksel’in isimlerini verdi. Polis, önce Hakkı Şanlı’yı gözaltına aldı. Şanlı da Tevhid örgütünün mensubu olduğu bildirilen Necdet Yüksel’in ismini verdi. Yüksel de sabaha karşı Ankara’da gözaltına alındı.”

Hürriyet’e göre Hasan Kılıç, önce Necdet Yüksel’in adını verdi, Yüksel’in ifadesi doğrultusunda da Hakkı Şanlı yakalandı. (Hürriyet’in spotundaki bilgi bu, haberde ise birinci grubun versiyonu var.)

Radikal’in haberine göre ise Hasan Kılıç önce Hakkı Şanlı’nın adını verdi, polis Hakkı Şanlı’nın verdiği bilgiler doğrultusunda Necdet Yüksel’i yakaladı. Buraya kadar Radikal, birinci kümedeki üç gazeteyle aynı şeyi yazmış oluyor. Ama bundan sonrasında işler değişiyor. Radikal’in bize anlattığı öyküye göre, Necdet Yüksel, suikasti Selçuk Şanlı isimli bir şahısla

gerçekleştirdiğini söyledi, polis bunun üzerine Şanlı’yı da gözaltına alarak Ankara’ya gönderdi. Şanlı ve Yüksel’in sorguları Ankara Terörle Mücadele Müdürlüğü’nde sürüyor. (Yani Radikal’e göre iki “Şanlı” var ve Hakkı Şanlı haberin yazıldığı sırada sorgulanmıyordu. Gerçek ise şu; ortada iki “Şanlı” yok. Hakkı Selçuk Şanlı adında bir kişi var ve Radikal buradan iki isim üretmiş.)

Bir gün sonrasına, 16 Mayıs’a geliyoruz… Sabah ve Yeni Binyıl gazeteleri nedense öyküyü bir kez daha aktarma gereği duymuşlar bugün. Haberi okuyunca anlıyoruz; bir düzeltme yapıyorlar (ama düzeltme yaptıklarını söylemiyorlar) ve bir gün önceki haberlerinin tam tersini veriyorlar: Yeni versiyona göre, Polis, Hasan Kılıç’ın itirafları doğrultusunda önce Necdet Yüksel’i yakalıyor ve onun ifadesi doğrultusunda da Hakkı Şanlı ve Selçuk Şanlı’yı… Yani Sabah ve Yeni binyıl, “önce Necdet Yüksel yakalandı” diyerek Hürriyet’in bir gün önceki versiyonuna; Hakkı Şanlı yerine “Hakkı Şanlı ve Selçuk Şanlı” diyerek de Radikal’in bir gün önceki versiyonuna dönmüş oluyor.

Beş gazetemizde, kuşkuya yer bırakmayacak kesinlikte atılmış başlıkların altına yazılmış olanlar işte böyle. Sorun şu: Gazeteci, kendi elindeki bilgilere göre vardığı bir yargıyı ifade etmiyor. Çünkü, gördüğümüz gibi, elindeki bilgiler yanlış, yetersiz veya çelişkili olabiliyor. Fakat başlık o kesinlikte atıldığına göre, şu soruyu sormamız gerekiyor: Bu kesinlik duygusunu gazetecide uyandıran ne? Şüphesiz, kendi edindiği bilgilere dayanarak oluşturduğu tablo değil, başka birilerinin ona verdiği kesinlik hissi. Oysa gazeteci aynı zamanda o başka birilerini denetlemek için var.

Velhâsıl, karmaşık bir durum… Okur olarak, gazeteciye dolduruş veya gazetecilik dışı uzmanların değil, kendi muhakeme ve tecrübesinin yön vermesini beklemeliyiz. Gazeteci, edinebildiği bilgilerle tablonun ne kadarını tamamlayabiliyorsa ona göre konuşmalı.