MGK “bildirince” bütün kuşkular “silinir” mi?

“Milli Güvenlik Kurulu (MGK), ‘faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarıldığını’ bildirdi ve İran’ın teröre verdiği desteği ‘teşhir’ kararı aldı… Sezer’in başkanlık ettiği ilk MGK, kamuoyundaki kuşkuları sildi. 5.5 saat süren toplantının ardından yayınlanan bildiride, faili meçhullerin faillerinin yakalandığı net şekilde yer aldı.”

Yeni Binyıl gazetesi, 30 Mayıs Salı günü toplanan MGK’nın aldığı kararları, manşetten bu ifadelerle duyurdu okurlarına.

Yeni Binyıl okurları (ki onlar, Türkiye’deki gazete okurları arasında Umut Operasyonu’nun taşıdığı çelişkiler konusunda dikkatleri en fazla çekilen okurlardır), bu “ferahlatıcı” ifadeleri okuduktan sonra rahatladılar mı bilmiyoruz, ama doğrusunu isterseniz biz rahatlayamadık.

Çünkü durum şu: Bir gazete, polisin yürüttüğü bir operasyonda çok ciddi bazı çelişkiler olduğunu saptıyor ve bu çelişkileri haftalar boyunca yayımlıyor. Son ve en keskin eleştiriler de MGK toplantısından bir gün önce geliyor; bu çelişkileri haberleştiren muhabir (Mehmet Güç), öyle büyük bir özgüvenle kaleme alıyor ki haberlerini, dozu hayli yüksek bir ironi kullanmaktan dahi kaçınmıyor. Gazete yönetimi de bu haberleri değerli buluyor ve manşete taşıyor. Savcılık dosyasına giren polis ifadelerini temel alarak yazılan bu haberler tekzip edilmiyor.

Operasyondaki çelişkilere ilişkin son eleştiriler, MGK toplantısının yapıldığı 30 Mayıs Salı gününe denk geliyor ve ertesi gün gazetenin manşeti yukarıdaki gibi düzenleniyor. Soru şu: MGK’da “Faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarıldığının bildirmesi” nasıl oluyor da “kamuoyundaki kuşkuları siliyor?” Toplantıdan sonra yayımlanan bildiride faillerin yakalandığının “net şekilde” bildirilmesi bir anda bütün çelişkileri nasıl ortadan kaldırıyor? MGK, son ve kesin kararı verebiliyorsa, bu ülkede yargının fonksiyonu ne?

“MGK: Umut Operasyonu başarılı”, “MGK, Umut Operasyonu’da çelişki olduğuna inanmıyor” gibi başlıklara bir itirazımız olmazdı. Çünkü olan nedir? Devletin bir kurumu kendi görüşünü ve inancını açıklamaktadır. Konuya ilişkin olarak bu sayfalarda yazdığımız ilk yazıda şöyle demiştik: “Olan nedir? Polis, yaptığı bir operasyonun sonuçlarını açıklıyor. Normal bir ülkede bunun adı ‘polisin yaptığı açıklamaya göre’dir.”

Aynı şeyi bugün de söyleyebiliriz: MGK, bir konudaki görüşünü açıklamaktadır ve bunun adı “MGK’nın yaptığı açıklamaya göre”dir. Bilmiyoruz, belki MGK’da sergilenen bazı gerçekler, üyeleri böyle bir tutum almaya sevk etmiştir. Ama gazeteci, bu “gerçek”lerin ne olduğunu bilmeden, sırf öyle “bildirildi” diye “kamuoyundaki kuşkuların silindiği” sonucuna varabilir mi? Gazetecinin görevi, bu yeni gerçekleri açığa çıkarmak ve okura sunmak değil midir?

Sadece Yeni Binyıl değil

MGK toplantısının üzerinden üç gün geçti, Yeni Binyıl operasyonla ilgili eleştirel çizgisinden tamamen uzaklaşmış görünüyor. Sadece Yeni Binyıl mı? Hayır. Biz, bu çizginin başını çeken gazete olduğu için onu uzun uzun ele aldık. Operasyonla ilgili çelişkilere zaman zaman dikkat çeken başka gazeteler ve gazete yazarları da MGK bildirisinin ardından tamamen çekilmiş görünüyorlar bu alandan.

Mesela Radikal’i ve Tuncay Özkan’ı unutabilir miyiz? Hatırlayacaksınız, Radikal, 27 Mayıs’ta manşetten Umut Operasyonu’nda bombaların “pıtladığını” ilan etmişti. Tuncay Özkan da bu manşete yazdığı çerçeve yazıda operasyona ilişkin kuşkularını dile getirmiş, İran meselesine de “takılmamamız” gerektiğini tavsiye etmişti. (Ayrıntılar için Medyakronik’te 2 Haziran’da yer alan “Uğur Mumcu’nun gerçek katilleri kim?” başlıklı yazıya bakabilirsiniz.”) Sonra ne oldu? Tuncay Özkan, MGK toplantısından iki gün sonra yazdığı “İyimser olma zamanı” başlıklı yazıda bunların hepsini unuttu ve Umut Operasyonu’na övgüler yağdırdı.

MGK toplantısından sonraki üç gün boyunca Umut Operasyonu ile ilgili olarak gazetelerde, bırakın eleştirileri, tek bir haber dahi yer almadı.

Bu, ister istemez dikkatimizi çekiyor. Gazetelerimizi bu gözle izlemeye devam edeceğiz. (2 Haziran 2000)