Manipülasyon, gazeteciyi kör eder…

(8 Mayıs 2000)
Dünkü Medyakronik’te Uğur Mumcu cinayetine ilişkin olarak yer alan haber-kritikte, polisin herhangi bir operasyonunu “polisin yaptığı açıklamaya göre…” rezerviyle vermenin klasik bir gazetecilik standartı olduğunu; hele Türkiye’den söz ediyorsak bunun iki defa öyle olduğunu dile getirmiştik. Gazetecinin bu tür haberlerde göstermesi gereken birinci refleksin “kuşku” olması gerektiği ise vurguladığımız bir başka noktaydı.

Dün, sadece “İslami” diye adlandırılan gazetelerde rastladık bu reflekse; ama tartıştığımız konuya ilgi biçimleri nedeniyle, bunun salt gazetecilik standartlarına uyma kaygısından kaynaklandığına inanmadığımızı da söylemek zorundayız. Bu nedenle şaşırtıcı olmadı onların tavırları; ilerde bizi gerçekten şaşırtan gazetecilik tutumları göstermelerini dileyerek konumuza gelelim…

Uğur Mumcu cinayeti soruşturması bağlamında dün ortaya çıkan somut bir gelişme ve gazetelerin bu gelişmeye gösterdikleri ilgi, gazetecinin gerçek yerine manipülasyon peşinde koşmasının yol açacağı vahim sonucu bir kez daha gözler önüne serdi: Manipülasyon peşindeki bir gazeteci, gerekirse gözünün içine giren bir haberi görmezlikten gelebilir; ve bunu öyle bir tarzda meşrulaştırır ki, bunda ne kendine, ne mesleğine ne de okura bir saygısızlık belirtisi görür.

“O gün düğünümüz vardı”

Hürriyet gazetesinin dün manşetten verdiği bir habere getirmek istiyoruz sözü… Uğur Mumcu suikasti ile ilgili polis iddialarının inanılırlığını ağır bir biçimde zedeleyen haber, özetle şöyle:

“Mumcu suikasti sanığı Yusuf Karakuş’un Ankara’da İranlılarla bağlantıyı sağladığını söylediği Abdülhamit Çelik’in, bomba patladığı saatlerde İstanbul’da evlendiği ortaya çıktı.

“Kocasının Mumcu suikasti ile hiçbir ilgisinin olmadığını öne süren Tuba Çelik, ‘Abdülhamit ile iki yıl nişanlı kaldık. 24 Ocak 1993 günü öğleden sonra İskenderpaşa Camii’nde düğünümüz oldu. Bununla ilgili video kaset görüntülerini ve fotoğrafları polis, operasyon yaptığı gün götürdü’ dedi.”

Tuba Çelik, haberde ayrıca, gözaltına alınan dokuz zanlıdan Mehmet Ali Tekin, Hasan Kılıç ve Mehmet Şahin’in de düğünde olduğunu, Mehmet Ali Tekin’in video kamerayı bizzat kullanarak düğünü baştan sona görüntülediğini söylüyor.

Hürriyet, Tuba Çelik’ı çocuklarıyla birlikte gösteren fotoğrafın altına da şu notu düşmüş: “Davetiyedeki düğün tarihi ve saati Tuba Çelik’in sözlerini doğruluyor.”

Bu haber, “İslami” gazetelerin ve Hürriyet’in dışında bir de Milliyet gazetesinde var. Milliyet’in uygun gördüğü başlığı okuyunca, gazetenin haberi yasak savma kabilinden ve “atlamadık ha!” imâsıyla verdiğini anlayacaksınız. Şöyle: “Davetiyede Humeyni damgası…” Başlıktan aşağılara kayınca gelebiliyorsunuz habere: “Suikastin gözcüsü Abdülhamit Çelik, aynı gün İstanbul’da camide evlenmiş…”

Sizin için sorduk, soruşturduk; Tuba Çelik, haberi medyanın tamamına duyurmuş. Dün, evini televizyon ve gazete muhabirlerine açmış ve hepsine durumu anlatmış. (Haberin Sabah ve Yeni Binyıl’a ulaşıp ulaşmadığı konusunda bir belirsizlik var, bunu da belirtiyoruz.)

Bağlarsak…

Gazetelerin “vermemeyi” tercih ettiği şey bir yorum, bir kanaat değil… Somut bir olgudan, üstelik “haber”ı yeniden değerlendirmeyi gerektiren çok önemli bir olgudan söz ediyoruz. Amacı gerçeğe ulaşmak olan bir gazeteci böyle bir gelişmeyi görmezlikten gelebilir mi?

Manipülasyon, gazeteciyi işte bu tür bir kişi haline getiriyor.

Not: Hürriyet, önceki gün, bütün öbür gazetelerle birlikte “katiller yakalandı, bu iş çözüldü” çizgisindeydi. Dün ise gerek haberleri, gerekse Oktay Ekşi, Emin Çölaşan gibi “temsil edici” yazarlarının yazıları ile “bu işte bir tuhaflık var” noktasına gelmiş görünüyor. Bir gün geç gelen bir “kuşku” refleksiyle karşı karşıyayız…