Hürriyet’e bir eleştiri de kendi yazarından

Hürriyet’in 5 Haziran tarihli manşetini bir kez daha hatırlatalım…

“Acem bülbülü… İran’ın yurtdışı terör faaliyetlerini yöneten baş istihbarat yetkilisi Türkiye’ye kaçtı. İranlı ajan konuştuğu için başta Uğur Mumcu olmak üzere tüm faili meçhuller aydınlandı…. Bedbahani’nin verdiği bilgiler üzerine, Türkiye’de seri operasyonlar başladı. Başta Uğur mumcu, Ahmet Taner Kışlalı, Muammer Aksoy cinayetleri olmak üzere faili meçhul pek çok cinayeti üstlenen teröristler ele geçti.”

Bu sayfalarda, Hürriyet’in manşetinin yanı sıra MİT’in, İçişleri Bakanı’nın ve Emniyet Genel Müdürü’nün bu bilgilerle çelişen sözlerine yer vererek “Bilgi vererek kafa karıştırma işte bu” demiştik. (Arşiv, aynı başlıklı yazı).

Hürriyet gazetesi köşe yazarı Enis Berberoğlu, 8 Haziran tarihli yazısında konuya bir kez daha eğiliyor. Berberoğlu, Behbahani’nin iki çarpıcı itirafının çöktüğünü, bundan sonra ona inanmak için “biraz saf” olmak gerektiğini belirtiyor. Berberoğlu’na göre, Pan Am uçağı Lockerbie’de düşürüldüğünde henüz 20 yaşında olan ajanın bu suikastı yönettiği düşünülemez.

Yazar, İranlı Kürt lider Kasımlo’yu 1989 yılında Viyana’da bizzat öldürdüğünü söyleyen İranlının bu itirafının da Avusturya polisinin yaptığı açıklamayla çöktüğünü hatırlatıyor. Avusturya polisi, Behbahani’nin parmak izleriyle Kasımlo cinayeti dosyasındaki parmak izlerini karşılaştırdığını, izlerin birbirini tutmadığını açıklamıştı.

Berberoğlu bu bilgileri aktardıktan sonra, isim vermeden kendi gazetesi Hürriyet’i şöyle eleştiriyor:

“Demek ki ne öğrendik: Behbahani Türkiye’ye 7 Mart 2000 günü geldi. Ama İran’dan değil. Nereden geldiğini sadece kendisi bilir, ancak son on yıldır İran’ın gizli operasyonlarını yönetmediği kesindir.

Dolayısıyla Türkiye’yi 1990’lı yıllarda sarsan Muammer Aksoy, Bahriye Üçok ve Uğur Mumcu cinayetleriyle ilgili olarak istese de kritik ve yeni bilgi veremez.”

Berberoğlu, yazısının sonunda konuyu, Cumhurbaşkanı Sezer’in İran’a gitmeme kararına getiriyor:

“Biliyorum bu tür karışık şemalar sizleri sıkıyor, zaten yazana da gına getiriyor inanın… Ama Türkiye Cumhurbaşkanı’nın henüz istihbarî raporları aşmayan bilgiler ışığında İran’a gitmekten vazgeçtiği bir günde ne yazmamızı beklerdiniz ki?”

Berberoğlu haksız değil bu soruyu sormada. Ama, Cumhurbaşkanı’nın böyle bir karar almasında, “istihbarî rapor haline dahi gelmemiş” enformasyonu (daha doğrusu dezenformasyonu) hakikat hükmünde manşetlere taşıyan gazetelerimizin hiç mi suçu yok? (8 Haziran 2000)