Gene “Umut”, gene “İran”, gene “kesin!”

DGM Savcısı Hamza Keleş “Umut Operasyonu” ile ilgili iddianamesini açıkladı (11 Temmuz). Ayrıntıları 12 Temmuz tarihli gazetelerden okuyacağız. Star’dan Saygı Öztürk, geçtiğimiz hafta dört gün boyunca, bir numaralı zanlı Ferhan Özmen’in savcılık ifadesi olduğunu öne sürdüğü bir metni neredeyse satırı satırına yayımladı. Öztürk’ün 11 Temmuz tarihli yazısından, bu yayınla ilgili olarak polis müfettişlerinin kendisini sorguladığını ve haberin kaynağını öğrenmek istediklerini öğreniyoruz; kaynağını açıklamadığını da...

Sabah (11 Temmuz), Umut Operasyonu’nun başından beri izlediği çizgiyi devam ettiriyor. Kısaca, “polisten sızdırdığı (ya da polisin sızdırdığı) bütün enformasyona doğruluğu kanıtlanmış haber muamelesi yapmak” diye özetleyebiliriz bu çizgiyi. Gazete, bu çizgi doğrultusunda önce birkaç hafta boyunca Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik’i “katil” ilan etmiş, sonra bir gün sanki böyle bir yayın yapmamış gibi “işte katiller” diye yeni isimler telaffuz etmişti: Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel.

Sabah, Umut Operasyonu’na yeni bir haberle dönüyor. Ama sanki başına hiç bunlar gelmemiş gibi aynı çizgiyle...

Sabah’a göre Mumcu, Üçok ve Kışlalı’da kullanılan C-4 patlayıcıların İran’dan alındığı “kesinleşti.” Çünkü, “sanıklar Ferhan Özmen ve Necdet Yüksel patlayıcıları İranlı ajanlardan aldıklarını itiraf etti.”

Haberin tamamı bu, bir de beş İranlı ajanın ismi var... Ne bir kaynak, ne başka bir şey. Anlamakta gerçekten güçlük çekiyoruz: Sabah, zanlıların öyle ifade vermiş olmalarından yola çıkarak nasıl bu kadar kesin ifadeler kullanabiliyor? Daha iki ay önce kendilerine olay yerinde tatbikat yaptırılan ve orada “suçlarını itiraf eden” iki kişinin (Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik) Mumcu, Üçok ve Aksoy cinayetleriyle hiçbir ilişkisinin bulunmadığı ortaya çıkmadı mı? Daha sonra ortaya çıkan ve “gerçek katiller” denen Ferhan Özmen ile Necdet Yüksel polis ifadelerinde Mumcu suikastini Karakuş ve Çelik’le birlikte gerçekleştirdiklerini söylememişler miydi?

Haber, Saygı Öztürk’ün dört gün süren haberinden “esinlenmiş” olabilir mi? Zor görünüyor. Çünkü, iki haber arasında “İran” bağlantısı açısından dağlar kadar fark var. Ferhan Özmen ifadesinde (ki, ifadesini alan polis müfettişlerinin dediğine göre, Öztürk’ün yayımladığı metin, savcılıktaki ifadeye “kelimesi kelimesine” uymaktadır), Uğur Mumcu ve Bahriye Üçok’u tamamen kendi kararıyla öldürdüğünü ve hatta bunu ilişkide bulunduğu İranlı ajanlardan bile gizlediğini söylüyor. Çünkü:

“Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı suikastlarından sonra Türkiye’ye gelen İranlı ajanlar olayın kimler tarafından yapıldığını bize sordular. Ben iki olayı da üstlenmedim ve ‘İBDA-C yapmış olabilir’ dedim. Çünkü bana talimatları olmamıştı. Üstlenmeyişimin sebebi, bizleri kontrolden çıkıp kendi kafalarına eylem yapmaya başlamış birileri olarak görüp Türk Emniyeti’ne değişik yollardan ihbar etmemeleri içindi.”

Yeri gelmişken belirtelim: Eğer Saygı Öztürk’ün yayımladığı metin, savcı Hamza Keleş’in bugün açıkladığı ve 12 Temmuz tarihli gazetelerden okuyacağımız metnin gerçekten “kelimesi kelimesine” aynısıysa, savcılık ifadelerini ilk yayımlayan gazeteci olan Yeni Binyıl’dan Mehmet Güç haklı çıkacak. Hatırlayacağınız gibi, Güç, Ferhan Özmen’in polis ve savcılık ifadeleriyle ilgili olarak şöyle yazmıştı: “Sanıkların ifadelerindeki, basına açıklandığında eleştiriye uğrayan çelişkiler, savcılık dosyasındaki ifadelerde yok. Mumcu ve Aksoy suikastları sanıklarının ifadelerinin, eleştiriler doğrultusunda değiştiği görülüyor. (Sanıkların hangi ifadelerini değiştirdiklerini öğrenmek için, bak. “İlk zanlılar artık dosyada yok.”, Medyakronik, arşiv). (11 Temmuz 2000)