“UMUT OPERASYONU” SANIKLARI “İŞKENCEYE SIĞINMAKLA” SUÇLANDI
Basın hiç utanıp sıkılmaz mı?

Gazeteler (15 Ağustos), çıkarıldıkları ilk duruşmada polis ifadelerinin işkence altında alındığını “iddia eden” ve tümünü reddeden “Umut Operasyonu” sanıklarına ateş püskürüyor.

Birkaç başlık:

Yeni Binyıl: “Mumcu sanıkları DGM’de şaştı… Mahkemede çark ettiler.”

Radikal: “Uğur Mumcu sanıkları sustu.”

Milliyet: “İşkenceye sığındılar.”

Cumhuriyet: “Kilit isimler sustu.”

Akşam: “İlk duruşmada çark ettiler.”

Star: “Bülbüller sustu.”

Savcı Hamza Keleş’in “ilk katiller” Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik’in suikastlarla ilgisi olmadığını, itiraflarının işkence altında alındığını açıklamasından sonra “Mumcu sanıkları yalancı çıktı!” başlığını atan Sabah, bu kez daha soğukkanlıydı. Sabah, “Suçlamaları reddettiler” başlığını tercih etmişti.

Operasyonlar boyunca türlü habercilik kazalarına uğrayan Hürriyet de ihtiyatlıydı: “İnkâr etti: İşkenceyle konuşturdular.”

Medyakronik’te olayın polis ve savcılık aşamalarını izlerken birçok noktanın yanı sıra sık sık terminoloji sorununa da değinmiştik. Bu çerçevede vurguladığımız temel noktalardan biri, gerek polisin gerek savcının söz ve eylemlerinin sadece “iddia” kelimesiyle anlatılabileceğiydi. Örneğin, “Operasyon haberlerini savcı mı yazıyor?” başlıklı değerlendirme yazımızda, tek tek hangi gazetenin savcının iddianamesini hangi yüklemlerle verdiğini hatırlatmıştık. Gazetelerimiz, “iddia etti” yüklemine değil de “vurguladı, kaydetti, tespit etti, bildirdi” tarzı kesin sonuç ifade eden yüklemlere başvurmayı tercih etmişlerdi. O yazıda bu durumu yadırgadığımızı belirmiş, şöyle demiştik:

“Adı üstünde, bu bir ‘iddia.’ Savcı görevini yapıyor, iddia ediyor. İddialarının doğru, geçerli olup olmadığına karar verecek olan kurumu da biliyoruz: Yargı.”

Polis açıklamalarını “işte katiller” başlıklarıyla veren (ve sonra mahçup olan); savcının iddianamesini yukarıda sıraladığımız yüklemlerle aktaran gazeteler, sanıkların “işkence gördük” açıklamalarını “işkence gördüklerini iddia ettiler” tarzı cümlelerle yansıttılar. Yani, olması gerekenin tam tersi bir tutum izlediler.

Operasyonun başından beri yazılıp çizilenler ortada… İşin mahkeme safhasını işte bu nedenle başı önde izlemesi gereken basın, başlıklardan da görülebileceği gibi hiç o havada değil. Başlıkların altına doğru uzanmadan önce olan biteni kısaca hatırlatalım (gazetelerin olayı başından beri nasıl izlediği hakkında daha geniş bir okuma için “Umut Operasyonu” http://www.medyakronik.com/arsiv/index_suikast.asp):

Ne oldu, ne yazdılar?

  • Polis, Uğur Mumcu’nun katillerini yakaladığını açıkladı: Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik. Birkaç İslamî gazete hariç, gazeteler, ortada olanın nihayet bir polis açıklaması olduğunu unutup, “işte katiller” manşetleriyle yansıttı açıklamaları.
  • Yakalanan iki kişiyle ilgili olarak, gazetelerin itibar etmediği çok sayıda kuşkulu nokta belirdi.
  • Olay yerinde tatbikat yaptırılan iki kişi, Mumcu’ya suikasti kendilerinin düzenlediğini itiraf ettiler.
  • Konu, DGM’nin olağan toplantısında ele alındı. DGM bildirisinde, yakalananların gerçek katiller olduğu hususunda kuşku bulunmadığı açıklandı. Yeni Binyıl gazetesi, bildiriyi, “MGK, faili meçhul cinayetlerin faillerinin ortaya çıkarıldığını bildirdi ve kamuoyundaki kuşkuları sildi” manşetiyle verdi.
  • DGM savcısı Hamza Keleş, Karakuş ve Çelik’in Mumcu suikasti ve öbür suikastlerle ilgilerinin olmadığını açıkladı. Bu iki kişinin ifadeleri, poliste işkence altında alınmıştı.
  • Ferhan Özmen ve Necdet Çelik adlı iki kişi daha yakalandı. Savcı Keleş, Uğur Mumcu’nun gerçek katillerinin bu kişiler olduğunu açıkladı. Keleş’in açıklamasına göre, bu iki kişi aralarında Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri de dahil olmak üzere 18 cinayetin sorumlularıydı.
  • Bu zanlılar da ilk ikisi gibi tatbikatta suçlarını itiraf ettiler, ama onlarla ilgili kuşkulu noktalar Karakuş ve Çelik’le ilgili kuşkulu noktalardan bile daha fazlaydı. Bunlardan birini de Yeni Binyıl’dan Mehmet Güç dile getirmişti. Güç’ün yazdığına göre (ki bu nokta daha sonra iddianamede de dile getirildi), Ferhan Özmen bu cinayetlerin çoğuna kendi başına karar vermiş ve olay yerlerine kendi arabasıyla gidip gelmişti.
  • Birinci ve ikinci grup sanıklar nihayet hep birlikte hâkim karşısına çıkarıldılar. Cinayetlerin faili olarak gösterilen Özmen ve Çelik, ifadelerinin işkence altında alındığını söylediler ve tümünü reddettiler.

Reddettiler ve basının şimşeklerini üzerlerine çektiler…

“İşkenceye sığındılar”

Milliyet’in haberi başlığı kadar tuhaf değil aslında. Haberde, sanıkların işkenceyle ilgili olarak dile getirdikleri düzgün bir şekilde aktarılıyor, iddianamedeki bazı çelişkiler ayrı bir çerçeve içinde sunuluyor (bunlardan birinde, sanıklardan biri örgüt toplantısına dokuz yaşındayken katılmış görülüyor). Özetle, bu haberden bu başlık çıkmaz ama, Milliyet Yazıişleri’nin tercihi böyle tecelli etmiş.

Gayet soğukkanlı bir başlık tercihinde bulunan, haberin ciddi bölümünde de sanık ifadelerini tarafsız bir dille aktaran Sabah, haberin “magazin” bölümünde “şaşmış” görünüyor. Gazete, “ilk katiller” Karakuş ve Çelik’in duruşmadaki fotoğraflarından çıkardığı birer oku, sanıkların tatbikattaki polis giysili fotoğraflarına gönderiyor ve şu değerlendirmeyi yapıyor: “Sanıklardan Yusuf Karakuş ve Abdülhamit Çelik’in tatbikattaki ve duruşmadaki görüntülerinin bir hayli farklı olduğu dikkati çekti.” Sabah’a göre, sanıkların kıravat takması da “dikkat çekmişti.”

Milliyet için işaret ettiğimiz başlık-haber çelişkisi aslında benzer başlık tercihinde bulunan bütün gazeteler için geçerli. Yani, başlığı görmeden haberleri okuma becerisini gösterebilen biri pekâlâ farklı bir izlenim edinebilir.

Ama zaten bu başlıklar da bu nedenle tercih edilmiyor mu?
(15 Ağustos 2000)