Tabelayı kim çevirdi?

Gazetelere bakılırsa Uğur Mumcu suikastından sonra Ahmet Taner Kışlalı cinayeti de aydınlandı. Katiller yakalandı. Arkalarında İran var. Kanıtlar tamam. Hal fevkalâde. Yine de kimsenin içi rahat değil. Şüphe rüzgârı nihayet oh çekmek için açılan ağızlara toz toprak dolduruyor. Genzimiz tıkanıyor. Zihnimiz zaten altıncı, yedinci kere yakalanan katillerin katil olmadığının ortaya çıkacağı ihtimalinin belirip kaybolmasıyla yaşadığı geçici şoktan ötürü yorgun. Bu arada, bir de Fatih Altaylı çıkıp, Sincan’da “topraktan fışkıran” C-4 patlayıcılar, TNT’ler, elbombaları ve seri numarası silinmiş otomatik tabancalar için, “Bunları bir gizli servisin ektiğini söylemek mümkün,” diyor ve şunları ekliyor: “Oklar İran’ı gösteriyor. Ancak ben bu işlerde bu kadar açık yol tabelasından hep ürkmüşümdür. Önden giden birisi tabelayı çevirmiş olabilir.”

Medyakronik’te, bütün gazeteleri birden izlemeye çalıştığımız için, gardımızı yüksek tutamıyor ve devamlı oradan buradan darbe alıyoruz. “Bu iş tamam”dan, “Düğün ne olacak?” aşamasına, “Bomba iki gün önce”den, “Bir ipucu bir şüphe” evresine, “Kışlalı da tamam”dan tabela meselesine sürükleniyoruz.

Şu ana kadar olan biteni toparlama ihtiyacını resmî yetkililer duymuyor. Halkın nasıl bilgilendirildiği ve aydınlatıldığı onların meselesi değil; zaten hiçbir zaman olmadı. Bari basın bu ihtiyacı duysa ve hep beraber “millî mesele” ilân edilmiş bir konuda istihbaratı birleştirecek, çelişkileri ve soruları ortaya çıkaracak, kesin olan noktaları ortaya dökecek bir çalışma yapılsa.

Eğer derdimiz hakikaten sözkonusu olayların aydınlatılmasıysa neden olmasın?